Selam sana ey namaz. Allah Teala senin için : “Şüphesiz namaz her türlü aşırılıktan ve kötülüklerden alıkoyar.” buyurmuş (Ankebut, 45). Peygamberimiz (sav) de seni “dinin direği”, “gözümün nuru” diye bize tavsif etmiş.

Sen ne kadar kıymetlisin, ne kadar önemlisin. “İyi insan”, “iyi Müslüman” olabilmek için sen tam bir iksirsin. Gönüllere dokunan öğretmen, sultanlar yetiştiren mürebbisin. Kim sana yakın olursa Allah’a ve Allah’ın sevdiklerine yakın olur. Kimin de seninle problemi varsa senden uzaksa ateşe yakın olur.

Seninle arkadaşlıkları kavi olanların çevresiyle de uyumları güzel oluyor. Günlük zaman planımızı seninle, sana göre yapıyoruz. Seninle hayat programı yapıyoruz, seninle yaşamımızı disipline ediyoruz. Çoğu başarılı insanın arkasında sen varsın.

Hem dünyalıksın hem ahiretliksin. Kötü alışkanlıklara, tembelliğe, miskinliğe çaresin. Kim seninle samimi olursa modern zamanların her türlü muzır çeldiricilerine karşı uyanık olur, güçlü olur.

Ey başımızın tacı namaz, sana söz olsun diye “Nasılsın, iyi misin?” diye sormayacağım, sen iyi olmayacaksın da kim iyi olacak! Rabbimiz kullarıyla buluşmak ve sohbet etmek için seni vesile yapmış, ne mutlu sana. Allah çok sevdiği kullarına namazı çokça eda etmeyi nasip ediyor malum. Seninle olmak sevilmenin alameti değil de nedir? Ne mutlu sevilen olanlara…

Peygamber efendimiz Aleyhisselâm, bir şeye seviniyor namaz kılıyor, bir şeye üzülüyor namaz kılıyor. Güneş tutuluyor namaz, ay tutuluyor namaz, sabah namaz, işrâk namaz, kuşluk namaz, mescide girince namaz, abdest alınca namaz, öğleye namaz, ikindiye namaz, akşam namaz, yatsı namaz, yatarken namaz, gece namaz, istihare yap namaz, bir hacet iste namaz, ölünce yine namaz…

Bir farkla ki bu sefer namazımızı başkaları kılıyor. Hülasa sensiz olmuyor ey namaz.

Kabe’ye indirilen nurdan her Müslüman, nasibini senin aracılığınla alır, seninle yüzünü güzelleştirir, zamanı seninle programlar, cennete azığını seninle hazırlar. Ateşe kalkan, mahşer gününe şahitsin, şefaatçisin, cennete biletsin.

Dünyanın lüzumsuz gailelerinden sıyrılmak için, ruha teneffüs ettirmek ve huzur seyahatleri için herkes sana koşuyor. Rabbimiz Teala Hazretleri ile sohbet etmek isteyenlere de randevuyu sen veriyorsun.

Strese, depresyona ilaçsın, yedi yirmi dört açıksın, kapın hiç kapanmaz, hiç tatile çıkmazsın, hiç hayır dediğini, şimdi olmaz dediğini hiç ama hiç duymadım. Sen hakiki bir arkadaş, gerçek bir dostsun. Kırılmazsın, gücenmezsin, afra-tafra yapmazsın.

Ey sevgili namaz, tüm kapıların kapandığı zamanlarda bile evliyaya da açıksın, eşkıyaya da. Herkese verecek bir şeyin var, cömertsin vesselam.

Gözlerimizin aydınlığıey namaz, kulluğun zirvesi olan kıyam sendedir. “Allahu Ekber” derken elimin tersiyle Rabbimle arama girmesi muhtemel tüm sahte tanrıları arkama atıyorum. Vasıtasız Rabbime yol oluyorsun. Ellerimi bağlayıp huzurda olmak huzur veriyor. Allah ile konuşmanın adı sende ‘kıraat’ olmuş, sonsuz tazimin adı ‘rükû’ ve ‘secde’.

Ku’an'sız namaz olmuyor, Kur’an-ı Hakim’i benimle birlikte misafir etmen bana verdiğin değerin bir neticesi olsa gerek. Kur’an’la birlikte namaza misafir olmak ne büyük bahtiyarlık.

Hiç kimsenin önünde eğilmeyen, bükülmeyen belim seninle Rabbimin huzurunda bükülüyor, büküldükçe hazzı ve huzuru artıyor. Secdede iken sema kapıları açılıyor, git gidebildiğin kadar, secde miraç kapısı…

“Namaz müminin miracıdır” buyuruyor Efendimiz(sav). Miraç, büyük miraç yalnız Peygamberimize nasip olmuş ama küçük miraç herkes için. Uzaya gönderilen astronatlar bile aylarca eğitim alıyor, pat diye uzaya gidemiyorlar. Fezanın arşına çıkılan miraç için kim bilir ne hazırlıklar ne gayretler, ne şevkler söz konusu edilmeli. Eee tabii bir de tecrübeli yol erinden güzel bir tarif, ne derler: “Şam’da kayısı”…

Allah ile selâmlaşma şekli olan tahiyyatı En Sevgili’nin miracından aldık. Miraç hediyeleri içinde tahiyyat sayılmaz. Aslında onu da eklemeliyiz evet. Tahiyyat öğretilmeseydi bize, Rabbimizle nasıl selâmlaşacaktık. Sonra Salli ve barik dualarıyla her namazda Hz. İbrahim ve âline, Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz ve âline ve ashabına Rabbimizin emr-i fermanının gereği olarak salatu selam ediyoruz.

Allah çok sevdiği kuluna çok namaz kılmayı nasip ettiği gibi çok dua etmeyi, çok zikir yapmayı, Kur’an’ı çok okumayıda nasip ediyor.Tüm duaların cem’i sende. Bizatihi zikir sensin. Zikr-i Sultani sensin. Tilaveti Kuran olmazsa kıraat yerine gelmiyor, namaz olmuyor.

Seninle tüm buluşmalarımıza ve görüşmelerimize Kiramen Katibin melekleri de katılıyor ve görüşmemizi zapturapt altına alıyor. Namazı onlara selam vermeden bitirmek olmaz. Tabii bunların dışında müşahid/seyyar meleklerin sayısını bilmem mümkün değil.

Şayet namazı cemaatle kılarsam müşahit meleklerin sayısı artıyor. Mescid-i Aksa’da, Mescid-i Nebi’de, Mescid-i Haram’da kılınan namazlarda ise şahit melekler izdiham oluşturuyor. Namaz ehlini miraca uğurlama töreni yapıyorlar belli ki.
Sanki namaz hep ahiret işi gibi geliyor; bilakis dünya işlerinin planını da seninle yapmak oldukça güzel ey namaz… Bilumum sınavlara hazırlananlar sabah namazının bereketli saatinden istifade ediyor, zaman ve verimli çalışma programlarının köşe taşısın sen.

Duamız odur ki tanıyıp bilenlerin dostluğu pekişsin, henüz nasipdâr olamamış olanların da bir an önce kapılarını çalasın, evlerine, odalarına, gönüllerine misafir olasın.

Seni çok seven, seninle samimiyeti artırmak isteyen, kaimûn (kıyam edenler), rakiûn (rükû edenler) ve sacidûn (secde edenler) zümresine dâhil olmak isteyen bir günahkâr.

"Ve's selâmu ala musallîn." Selam namaz dostlarının üzerine olsun.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum