Unutulmamalıdır ki kişinin kıyameti onun ölümüdür yada ölümü kıyameti demektir. Malum olduğu üzere, hayatın çeşitleri vardır: dünya hayatı, berzah alemi de denilen kabir hayatı ve ebedi olan ahiret hayatı… Dünya hayatından evvel ruhlar aleminde insan ruhen yaratılmış bir varlıktır. Ancak dünyaya bir görev icabı geldikten ve “eşrefi mahlûkat” olarak yaratıldıktan sonra kendisine sorumluluk yüklenmiştir. Dünya hayatı, imtihan yeridir. İnsanlara ve cinlere verilen sorumlulukla beraber, dünya hayatı büyük bir önem kazanmıştır. İnsanların ve cinlerin yapması ve yapmaması gereken şeyler belirtilmiş ve kendilerine Peygamberler aracılığıyla bildirilmiştir. Emir ve yasaklar, görev ve sorumluluklar seçilen bu Peygamberler aracılığıyla tebliğ edilmiştir. Ancak insanlar, çocukluk döneminde sorumlu tutulmayıp olgunlaşma zamanı geldiğinde sorumlu tutulmuş, zamanla olgunlaşan önemli bir varlık olarak yaratılmış değerli bir mahlûktur. Belli bir yaşa kadar çocuktur, temyizden uzak, iyiyi kötüden ayırt edemez durumdadır. Lakinbuluğ çağına gelince mükellef olur, sorumlu tutulur, akıllı olması şartıyla. Akıl husunda bir sıkıntısı varsa yine sorumlu tutulmamaktadır. Yani akil ve baliğ olması gerekir, Rabbi’nin talimatlarına karşı sorumlu olabilmesi için. Arapça bir ifadeyle: “Men la akle leh, la dine leh” yani; aklı olmayanın dini de yoktur, denilmektedir.

Akıllı olup buluğ çağına erişen her Müslüman, Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasakladığı şeylerden de kaçınmak zorundadır. Tabii ki en önce O’nun (cc) varlığına, Meleklerine, ahiret gününe, Peygamberlerine, kaza ve kadere ve Allah’tan gelen her şeye inanmak, iman etmek mecburiyetindedir. Ayrıca Rabbimin bütün nimetlerine karşılık şükredip nankörlük etmemelidir. Eski ifadeyle “Küfranı nimet” denilen, Yüce Allah’ın nimetlerini görmeyip inkâr eden, nankör kişi anlamında kullanılmış bir deyimdir. Kafir kelimesi yine aynı kökten gelen bir sözcük olup; örten, gizleyen, inkar eden anlamına gelmektedir. Bu yüzden, büyük bir cürümdür küfür. Mümin olup küfürden kaçınmak ve iman etmiş kimsenin itaat edip İslam’a teslim olması her insanın ana gayesi olmalıdır.

"Men la akle leh, la dine leh” yani; aklı olmayanın dini de yoktur

Bilindiği gibi dünya hayatı en kısa olan hayattır. Ancak, ebedi/sonsuz olan ukba hayatının kazanıldığı yerdir. Bu yönüyle çok kıymetli ve çok önemlidir. Üstad Bediüzzaman Said’i Nursi, dünya hayatını iki kapılı bir hana benzetmektedir. Üç günlük misafirhanede kalan, üç günden sonra yoluna devam eden yolcu gibidir. Bir kapıdan girip diğer kapıdan nasıl çıkıp gidiyorsa, dünya hayatı da öyle bir şeydir. Uzaklardan gelip iki üç gün dinlendikten sonra yoluna devam eden yolcu misali, dünyaya görev icabı kısa bir süre için gelen insanlarda aynen öyledir. Geldiği yere mutlaka bir gün hesabını vermek üzere döner. Verilen görevi yapan bahtiyar/serfira zbir kul olabileceği gibi, bedbaht ve gafil hatta kafir/nankör bir kimsede olabilir.


Bu kısacık dünya hayatı, ebedi olan ahiret hayatının kazanıldığı yerolması hasebiyle çok müteyakkız olunması gereken bir yerdir ve bu cepheden çok önemli bir hayattır. Engellerle, zehirli ok ve dikenlerle dolu, her çeşit şeytanın bol olduğu bir yerdir. Yoldaki işaretlere dikkat edilmezse, hedef ve gayeden sapılabilir, sıratı müstakimden uzaklaşılabilir. Bu yüzden diyoruz ki: insanlar akıllı olmalı, nefsini terbiye edip geliş amacına uygun, ölüm sonrası hayat İçin çabalamak zorundadır. Görev bilinci ve sorumluluk duygusu ile hayatını sürdürmelidir. İnsanı nimetlerle donatıp yeryüzüne görevli olarak gönderen Yüceler Yücesi olan Rabbimiz, kendisine yapılan ihaneti asla kabul etmez.Yaradılış ve dünyaya geliş amacını unutmamayı ve gereğini yapmayı mecburi kılar. Gaflet ve ihmal ya da inkar ve ihanet ebedi felakete neden olur. Asla geri dönüşü olmayacak olan bir felaketle karşılaşılmış olunur. Bunun adı ebedi felakettir.

Cenab-ı Hak, Kuran-ı Kerim’de son pişmanlığın fayda vermeyeceğini, yapılan kötülüklerin telafisi için bir şans daha verilmeyeceğini kesin bir dille bildirmektedir: “Onlar orada: Rabbimiz, bizi çıkar, (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım diye feryâd ederler. Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle ise (azâbı) tadın artık. Zâlimlerin yardımcısı yoktur.” (Fatır Suresi 37. Ayet)

Yine Secde Suresi 12. Ayette: “Rablerinin huzurunda (utançtan) başlarını öne eğmiş; ‘Rabbimiz, gördük, işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık!’ demekte olan suçluları bir görsen!”

Ayeti kerimelerde görüldüğü gibi öldükten ve iş işten geçtikten sonra bir kez daha bu dünyaya gelip daha iyi işler yapmak, salih ameller işlemek istediklerini, daha iyi iman edeceklerini ifade edip bir şans daha istediklerini görüyoruz. Ancak Yüce Allah (cc) bu talepleri reddetmektedir. Ben size uyarıcı/peygamber gönderdim, akıl ve ömür verdim. Lakin siz emir ve talimatlarıma uymadınız. İtaat etmeyip isyan ettiniz, nankörlük edip inkâr ettiniz.

Size bir kez daha şans versem bile inkar ve isyanınıza devam edeceksiniz diyor Cenab-ı Hak. Kıymetli olan şeyi yapmadınız, görmeden iman etmediniz, hata üstüne hata yaptınız, şimdi cezanızı çekeceksiniz. Kendi kendinize zulmettiniz. Son pişmanlık asla fayda vermeyecektir.

Tabiinin en büyüklerinden kabul edilen Hasan-ı Basri Hazretlerinden rivayet edilen bir hikaye mealen şöyledir: Bir gün bir cenazeyi defnettikten sonra orda bulunan kalabalığa hitaben şöyle der Hasan-ı Basri: “Şimdi defnettiğimiz bu zat aramızdan ayrıldı ve dünya hayatını bitirdi. Gittiği yerde dünyadaki ameline göre bir durumla karşılaşacak. “Kabir hayatı ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” diyor Efendimiz (sav). Bu defnettiğimiz kardeşimiz şayet dünyaya geri gelmek istese bile gelemeyecek. Onun dünyadaki hayatı/sınavı bitmiş, yaptıklarına göre hesabını orada verecektir.Ancak bizler henüz ölmedik.

Farzedin ki bizler de öldük, gittik orayı gördük ve bize bir şans daha verildi, geri geldik. Böyle farzedelim ve ona göre hazırlık yapalım. O öldü gitti ama biz henüz ölmedik. Hala tövbe edebilir, helallik dileyebilir, Kuran ile amel edebilir, teheccüd kılabilir, her çeşit cihadı, her türlü infakı yapabiliriz. Fırsatımız varken iyi işler, Allah’ın rızasını kazandıran ameller yapalım.”

Sözlerime son verirken, nefis ve şeytanın hilelerinden uzak durmak ve ebedi saadeti elde edip pişman olmamak için salih, âlim, amil ve sadık insanlarla beraber olmak gerekir. Gaflete düşmemek ve Allah’ın rızasına odaklanmak için ne gerekiyorsa yapmak en akıllı insanların yaptığı iştir. Ebedi hayatın kazanılması dünya sevgisinden uzaklaşmakla olur. Muhabbetullahla, akıllı olmakla, Erhamu'r-Rahimin’i memnun etmekle ebedi saadet elde edilir. Tersi ise neuzubillah ebedi hüsran olur. Telafisi mümkün olmayan bir felaket olur. Söylemek kolay, uygulamak bedel ister; akıl ve fedakarlık ister, ilim amel, irfan ve ihlas ister. Rabbim müyesser etsin.

Selam ve dua ile…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum