Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İslâmca düşünüp İslâmca yaşamak istiyorsak, şuurlu Müslüman olmaya mecburuz. Hakkı üstün tutmak, nefis terbiyesini esas almak, maneviyata yani ahirete ve hesap gününe inanmak, bunun gereği olarak insanlığın dünya ve ahiret saadetinin teminatı, adil bir düzeninin fert ve toplum hayatına ikame edilmesi için çalışmak, şuurlu Müslüman olmanın esaslarındandır. Bu şuur neticesinde elde ettiğimiz hidayeti, feraseti ve dirayeti koruyabilmek İslam’a din ve hayat düzeni olarak tam bir teslimiyetle bağlanmakla mümkündür. Mülk de, ilim de Allah’ındır. Bütün insanlar Allah’ın kullarıdır. Bu dünya hayatında Allah, verdiği nimetler sebebiyle kullarını imtihan ediyor. Bunun için hakka uyanlar ile batıla sapanlar arasında bir Hak-Batıl mücadelesi yaşanmaktadır. Bu mücadelede duracağı tarafı tayin edemeyen; hakkı hak olarak bilip hakka tabi olmayan, hak kapısını tutup hâkimiyeti için çalışmayan, batılı batıl olarak bildikten sonra, ona karşı mücadele etmeyen bir kimse, hak nazarında Müslüman sayılmaz. Günümüzde hakkın kapısını tutan hareketin adı Milli Görüştür. Milli Görüş; İslam’ca düşünüp, İslam’ca yaşamak isteyenlerin davasıdır. Ölüm niçin yaratılmıştır, insan bu dünyada niçin yaşar, enine boyuna düşünmesi gerekir. Ölümü ve hayatı hakikaten anlamak isteyen herkes, bu iki kavramı, Kur’an ile okumalıdır. İnsanın dünya hayatıyla ilgili gerçeği, felsefi tartışmaların konusu yapıp içinden çıkılamaz hale getirmek, kimseye bir fayda sağlamaz.

İnsanın dünya hayatı ile ilgili gerçeği Kur’an, çok boyutlu olarak ele almış, açıklamış, herkesin anlayabileceği netlikte ortaya koymuştur.Ali İmran 14: “Kadınlara, oğullara, tartılarca yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet, insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar dünya hayatının metaı, geçimlikleridir. Varılacak yerlerin güzel olanı ise Allah katındadır.” Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. İnsan bu dünya hayatında pozitif, aktif ve faydalı bir hayat, yaşayacaksa, bunu sadece İslam ile yaşayabilir. İslam’ın dışında, hiçbir felsefî akım, din ve medeniyet, insana böyle aktif bir hayat yaşatmaz. Şuur, bunun farkında olabilmektir. Şuur; hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak bildikten sonra hakka bağlanmak ve âdil bir düzenin kurulması için çalışma halidir. Şuur; insanın Allah’ı hak ilah olarak bilip tanıdıktan sonra, varlıklar içindeki gerçek konumunu bilmek, bu konum gereği ıslah, inşa ve imar görevini yerine getirmek çabasıdır. İnsana verilen cüz’i iradenin Kur’an, Sünnet ve Salim fıkıh ile kullanılması ve bunlarla yol almasını ifade eden bu şuur, şuurlu müminlerin güçlü bir kaynağa dayanmasını ve hayatın akışı içinde ahlaki bir duruş sergilenmesini sağlamıştır. İstikamet sahibi bir Müslüman, neyi neden dert edinmesi gerektiğini bu dert karşısında kendi üzerine düşen sorumluluğun ne olduğunu yine bu şuur üzerinden idrak eder. Müslüman bir toplumu İslam’ca yaşadığı zaman, mekânın ötesine taşıyan şey, işte bu şuurdur. Bu şuur anlaşılmadan Milli Görüşü tanımak, tanıtmak, anlamak ve anlatmak, bu yolda sağlam ve istikamet üzere kalabilmek mümkün olmaz. Şuurlu Müslüman olmanın bir takım göstergeleri vardır.

ÜMMET OLMAK

İnsan, sosyal bir varlıktır. Hiyerarşik bir düzen içinde hayatlarını, bir arada topluk halinde yaşamak zorundadırlar. Ümmet, millet, halk, kabile, sülale, Avrupa Birliği, İslam Birliği, bir topluluğu ifade etmek için kullanılan kavramlardır. Ümmet; ne yaptığını bilen şuurlu topluluk demektir. Bakara Suresinin 128. Ayeti, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’le birlikte şu duayı yaptıklarını beyan eder: “Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğen, İslam’ı yaşayan, senin hükmüne razı olan Müslümanlar olarak yetiştir. Soyumuzdan yalnız sana boyun eğen, senin hükmüne razı olan Müslüman bir ümmet, İslam’ı yaşayan Müslüman bir nesil meydana getir. Bize ibadet edeceğimiz mübarek makamları, ibadetimizin usullerini, yollarını, icra şeklini göster, öğret.

Tövbemizi, Sana itaate yönelişimizi, rahmetinle kabul et. Sen, sadece Sen, insanları tövbeye sevk eden ve tövbeleri kabul edensin, engin merhamet sahibisin.” Bu duayı, anlam ve eylem bütünlüğü içinde tefekkür etmek gerekir. Ümmet; bir liderin başkanlığında sağlam bir topluluk oluşturup düzenli bir şekilde faaliyette bulunan ve diğer insanlara önderlik yapabilen bir topluluktur. Bu topluluk, iman üzere olduğu gibi küfür, şirk ve nifak üzere de bulunabilir.

İnsanlardan dileyen ıslah ümmetinin, dileyen de inkâr, şirk ve nifak üzere olan ifsat ümmetinin bir üyesi olabilir. Hayra çağıran, marufu; Adil Düzeni emreden, münkeri; faizci kapitalizmi, materyalizmi önlemeye çalışan, Allah’a iman edip güvenen ıslah ümmeti, insanlığın saadeti için mücadele eden hayırlı bir ümmet olarak tanımlanmıştır. Ali İmran 110: “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz…” Islah ümmeti, tek bir ümmettir. Enbiya 92: “İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.”Islah ümmeti; hakka yönelten ve adalet ile yöneten teşkilatlı bir topluluktur. Araf 181: “Yarattıklarımız içinden Kur’an ile hakka yönelten, hakkı ayakta tutarak adaleti yerine getiren teşkilatlı bir ümmet de vardır.” Islah ümmeti; ifsatçı diğer ümmetlere karşı üstün bir konumdadır.Ümmet olmak; ittifak halinde olmayı gerekli kılar. Ali İmran 103: “Hepiniz, Allah’a olan bağınıza, taahhüdünüze, Kur’an’a, İslam’a sadakatle sarılarak, Allah’ın himayesine sığının. Tefrika edip birbirinize düşmeyin, bölük pörçük olmayın, parçalanmayın…”Ümmet olmak; bir disipline bağlı kalarak “itaat ve biat” esasıyla bir lider etrafında kenetlenmek ve insanlığa karşı sorumlulukları kuşanmaktır. İnanalar kardeştir esası, ümmet olmanın ruhudur. Islah ümmeti; vasat bir ümmettir. Bakara 143: “Böylece sizi, Kur’an’ı bilen ve bütün insanlara tebliğ eden, çözüm üreten ve hakkı savunan şahitler olmanız, ilahî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya memur tek yetkili Resulün de üzerinize şahit olması için, sizi mutedil, adil, hayırlı, ıslah eden makul bir ümmet haline getirdik…”Bu ayette ifade edilen “vasat ümmet”; ölçülü ve dengeli olan, hiçbir şeyde aşırıya kaçmayan, ifrat ve tefritten kaçınan, orta yolu takip eden ümmettir. İfrat; radikalizm, tefrit ise; liberalizmdir. İslam’ın getirdiği bütün ahlaki, sosyal, iktisadi ilkeler, ümmet çapında bir dayanışmanın gerçekleştirilmesi içindir. Biz Müslümanlar İslamca bir bakışla, ilişki biçimlerini, ahlakı, medeni ve iktisadi hayatı, eğitimi, yargıyı, siyaseti ortak bir insanlık bilinci haline getirmeye mecburuz. Ümmet olmak böyle bir şeydir. Müslüman toplumlarda en kuşatıcı, en genel, en derin bağlar; ümmet olma şuuruyla sağlanır. Ümmet olmak; Hak-batıl mücadelesinde Adil Düzenden ve İslam Birliğinden yana saf bağlamaktır.

CİHAT ETMEK

Cihat kelimesi; bir meselenin çözümü için bütün gücü ile çalışmak demektir. Diğer bir manası da zorluklara tahammül ederek canla başla çalışmaktır.İslam’ın bir esası olarak cihat: "Hakkın hâkim, yani Kur’an’la bildirilen hak ve adalet ölçülerine dayanan bir hayat düzeninin inşa edilmesi, batılın zail kılınması ve tüm insanlığın huzur ve hürriyete kavuşması, barış içersinde yaşaması için bütün gücümüzle ve hiçbir dünyevi karşılık gözetmeksizin çalışmaktır. Halkın cihadı, itikat ve düzen olarak İslam’ı yaşama gayretidir. Alimin cihadı, Kur’an’ın hakikatini izhar etmektir. Siyasetçinin cihadı, ülkeyi adalet üzere yönetmek, halkın saadet ve refahını sağlayacak tedbirleri almaktır. Sanayicinin cihadı, ülkeyi güçlendirecek, halkın ihtiyacı olan malları üretmektir. Tüccarın cihadı, millete helal ve ucuz mal satmaktır. Öğretmenin cihadı, milletin evlatlarını salih nesiller olarak yetiştirmektir. Kadının cihadı, analık ve eşlik görevini hakkıyla eda etmektir. Çifçinin cihadı, toprağı işleyip tarımsal üretimi artırmaktır. Kimin elinden ne geliyorsa, en iyisini yapmaktır cihat… Cihat, konuşulacak şey değil, eda edilecek farzdır. Cihat: Allah’ın rızası olan İslam’ın dünya hayatımızda fert, toplum ve kurum olarak yaşanılır hale gelmesi için çalışmaktır.

FAKİRLERİ GÖZETMEK

Mülk Allah’ındır, insanlar mülkün emanetçileridir. Küçülen dünyamızda muhtaçlara yardıma koşmak, bunu da en yakın komşusundan başlatmak, her olgun ve imkânı olan müminin temel görevidir. Fakirleri gözetmek, kâmil imanın alametidir. Bir hadislerinde Peygamberimiz “Hangi mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle halkı Allah’ın korumasından uzak düşer.” buyurmuştur.
Bazı fıkıhçılar; “Bir beldede bir kişi açlıktan ölecek olursa, o belde halkının tümü ölenin katili sayılır ve ölenin diyeti onlardan tahsil edilir” içtihadında bulunmuştur.Diğer bir hüküm ise “zengin komşuya, komşularını aç bırakması haramdır. Onları açlıklarını giderecek kadar yedirmek, çıplak iseler giydirmek vaciptir.” Kişinin servetinde zekâttan başka mükellefiyetler de bulunmaktadır. Gerçek ve olgun müminler, çevrelerine karşı ilgisizliğe ve duyarsızlığa düşmezler.

HAKKI ÜSTÜN TUTMAK

Hak: İslam’dır. İslam: İnsanların dünya ve ahiret saadetine ulaşmaları için Allah Teâlâ tarafından gönderilen nizamın adıdır. İslam ıslah yoludur. Marufu, adaleti, iyiliği emreder. Münkeri, zulmü, kötülüğü yasaklar. Allah, insana verdiği nimetlerini İslam ile tamamlamış ve razı olduğu hayat nizamı olarak da İslam’ı göndermiştir. Maide 3: “…Bugün size dininizi ikmal ettim, (böylelikle) size olan nimetimi tamamladım ve sizin için razı olduğum din olarak İslam'ı seçtim…”Dünya hayatında saadet ve refah arayan kimse için İslam, mecburi istikamettir. Ali İmran 85: “Kim, İslam'dan başka bir din ve düzen ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve düzen) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”Hakkı üstün tutmak; insanlığı dünya ve ahiret saadetine taşır. Bunun şuurunda olmak gerekir.

TESLİMİYET

Bütün peygamberlerin tebliğ ve telkin ettiği İslam’ın hakikati, “Hakk’a ve O’ndan gelene tam bir teslimiyet” ten ibarettir. Bu teslimiyet, körü körüne bir teslimiyet değil, hidayet, feraset ve dirayet ile şuurlu bir şekilde Allah ve Resulünün emirlerine tam bir teslimiyettir. Hucurat 15: “Müminler, kesinlikle Allah’a ve Resulüne iman edenler, dahası, İslam’da şüpheye düşürecek konular aramayanlar, şüphe içinde bocalamayanlar, ithamlarda bulunmayanlar, Allah yolunda, İslam uğrunda mallarını, servetlerini, canlarını ortaya koyarak cihat edenlerdir.İşte onlar, imanlarında sadık olanların ta kendileridir.”Teslim olmak, Müslümanlıktır. Teslimiyetin ölçüsü ise “işittik ve itaat ettik” esasıdır. Selam hidayete tabi olanlara…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum