TÜRKİYE olarak üzerinde oturduğumuz büyük hazinenin kıymetini bilmeyen ve Batı’nın çöplüğünde gelecek arayan insanlar durumundayız. Kendi içimizde kaybettiğimiz güneşi deliler gibi dışta arıyoruz. Bu arayış iki asırdır sürüyor. Bulabildik mi? Taklitçilikle bulmamız mümkün değil. Hedefinin tersi yönünde at koşturan atlı, yolda ilerledikçe hedefinden daha çok uzaklaşır. Eğitim adına yaptığımız şey bundan başkası değil.
Öğrenim çağındaki gençlere küçük bir yoklama çekin! Eğitimin yerlerde süründüğünü görmekte zorlanmayacaksınız. Öğrenim çağında 25 milyondan fazla gencimiz var. Buna rağmen okumuşlarda “planlama mantığı” gelişmiş değil. Bir alanda binlerce öğrenci yığılması yaşanırkendiğer bir alandayetişmiş eleman bulunamadığı görülüyor. Niçin? “Planlama” anlayışımız gelişmediği için!
Bu ülkede ağırlığı olan bir kurum olarak Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) vardı. Kafayı, Batı’yı taklit etmekle bozmuş kafalar,bu çok önemli kurumu kaldırdı. İşler el yordamıyla yapılınca bugünkü manzaralar ortaya çıktı. İsraf, rüşvet, yolsuzluk, torpil, çete, mafya ve troll’ler ile anılan bir ülke hâline geldik. “Mantık” dedik ya! Medreselerimizde “Mantık”, eğitimin vazgeçilmez dersi durumunda idi. Çünkü Mantık, doğru düşünme, düşünürken yanılmama ilmidir.
HAZİNEDEN HABERİMİZ YOK
DÜNYAYA ışık tutan ilim adamları ve eğitimciler yetiştirmişiz. Selçuklu atalarımız esnafı “Ahilik” olarak örgütlemiş, kul hakkı konusunda titizlik gösteren nesiller yetişmiş. İşe “besmele” ile başlamışlar, “helal lokma” ile beslenmeyi vazgeçilmez olarak görmüşler. İnsanlar birbirini “kardeş” bilmiş,birbiri için yaşayan insanlar hâline gelmişler. Ahi Evran Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ömür Toker’e “Ahi kimdir?” sorusu yöneltildiğinde şöyle cevaplamıştı:
“Vicdanını kendi üzerine gözcü koyan kimsedir. Helalinden kazanan, yerine ve yeterince harcayan, ölçü, tartı ehli olan, yararlı şeyler üreten ve yardım edendir. Kalbi Allah’a, kapısı yetmiş iki millete açık olan, mürüvvet ve merhamet üzere olup cömertliği esas alan, ahlakı ana sermaye edinip akıl yolunda yürüyen, ilim isteyen ve ilmi ile amel edip yararlı iş yapmayı elden bırakmayan kişilerdir (Anadolu Gençlik Dergisi, Mayıs 2021, Sh. 36)."
DÜŞMANLARIMIZ İMRENİRDİ
ATALARIMIZIN aldığı insanlık terbiyesi düşmanlarını bile hayran bırakırdı. Daha iki asır öncesine kadar Paris Sorbonne Üniversitesi’nde kürsüye çıkan akademisyenler bile bizim kıyafetlerimizi giymeyi bir övünç vesilesi sayarlardı.
Mehmet Akif, Batılıların, saygın ve disiplinli Osmanlı ordusuna olan hayranlığını şöyle anlatır: “Donanma ilerlerken muzafferan ileri / Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri!”
Fransız Üniversitesi İlimler Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Hartmel’in Erbakan Hoca’ya söylediği şu sözler ecdadımızın ilimdeki seviyesini ortaya koymaya yetmektedir: “Dostum! Sizin milletiniz şu sayıların ondalık sistemini, toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı ve bölmeyi bize öğretmeseydi Avrupa olarak bugün bizim hâlimiz ne olurdu! Patent hakkı olarak 10 tane Paris’i, 2 tane Londra’yı, 15 tane New York’u vermiş olsaydık yine hakkınızı ödeyemezdik(Erbakan, İslâm ve İlim Konferansı, 1969)."
EĞİTİM BİZE GÖRE OLMALI
KAİNATTA uyumsuz bir şey görüyor musunuz? İnsan, hayvan, bitki, gökyüzü…Gagası ile başı uyumsuz bir kuş, kulakları sırtında bir insan var mı? Her şey “uyum” içinde! Eğitimimiz de “milletimiz” ile “uyum”lu olmalı. İnancımız, tarihimiz ve kültürümüz ile…
Yalnız sınav sistemini inceleseniz bile, eğitimimizin insan yapısına uymadığını kolayca anlarsınız! 2 Temmuz 2021 günü Liselere Geçiş Sınavı (LGS) sonuçları açıklandı. Bu sınavda 180.000 öğrencinin 0 (sıfır) puan aldığı görüldü. Peki, bu kadar öğrenci, 4 senelik ortaokul süresince tek cümle olsun, bir şey öğrenmedi, öyle mi?
Hayır! Öğrencilerin suçu yok. Suç, onları bu duruma getiren sistemde! Siz mizacı, yeteneği farklı olan öğrencileri aynı sınıfadoldurdunuz! Onlara “zorunlu” diyerek tek tip eğitim uyguladınız! Onların içinde bir dersi sonuna kadar dikkatle dinleyemeyecek mizaca sahip olanlar da vardı.
Ama siz, “zorunlu eğitim”i uygulamak adına onları senelerce “işkence” ettiniz. Yani, mizacına, yeteneğine uygun olmayan dersleri dinlemek zorunda bıraktınız! Sınav sonuçları uyguladığınız sistemin karşılığı.
MİZACA UYGUN EĞİTİM!
SİZ, LGS Sınavı’nda yalnız o, 0 (sıfır) alan öğrencilere mi “yazık oldu” sanıyorsunuz? Hayır! O öğrencilerle aynı sınıfta okuyanlar da zarar gördü. Nasıl diyeceksiniz? Mizacı ders dinlemeye müsait olmayan öğrenciler, içlerindeki sıkıntı sebebi ile arkadaşlarını rahatsız etti, belki öğretmenine kök söktürdü. Dersin ahengini bozdular. Bu yüzden eğitimin kalitesi yerlerde süründü.
Önce, eğitimi planlayanlar “zorunlu eğitim”i terk etmek zorunda. Öğrenim görmek gönüllülük işidir. Sevmeden yapılan iş kimseye fayda da vermez, zevk de! Öğrenci bilgi öğrenmeyi “istemeli”. Onun için eskiden öğrenciye “talebe” denirdi. “İlim ve öğrenmeyi isteyen” anlamında. İlim isteyen insan “öğrenmeye hazır” demektir. Ona her şeyi öğretebilirsiniz! Çünkü, ilim öğrenmeye ilgisi, merakı var. “Zorla öğreteceğim!” derseniz, karşınıza bugünkü manzara çıkar.
HAYAT BİR BÜTÜN
HAYATA bir bütün olarak bakmak zorundayız. Binlerce iş kolu var. Allah her iş koluna uygun mizaç ve yetenekte insanlar yaratmış. Bu yaratılışı bozmamalısınız. İnsanların eğitiminde mizaç ve yetenekleri dikkate almak zorundasınız. Herkesi “zorunlu” olarak üniversite mezunu yapmak insanın yapısına aykırı!. Almanya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde bizdeki kadar üniversite yok. Ama var olan üniversitelerin hakkını veriyorlar. Hayatın her alanını kuşatacak şekilde bir eğitim anlayışını benimsemişler.
Yeter artık! Gençlerimizin geleceğini çalmayın! Gencimizi ve insanımızı tüketen bir eğitim sistemimiz var. Sınavlarda yüz binler 0 (sıfır) çekiyor. İnsanın farklı mizaç ve yeteneklerini dikkate alan, insanın yapısına uygun bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Tarihin en şerefli milletinin çocukları, mizaç ve yetenekleri dikkate almayan bir sistemin insafına bırakılmamalı. Millî kimliğimiz korunmalı.
Bu ülkede ilim adamı ve öğretmene de ihtiyaç var, tarım ve inşaat işçisine de! Sağlıkçı ve ekonomiste de ihtiyaç var; sanayi ve çarşı esnafı çırağına da!.Dijital teknoloji ve iş insanına da ihtiyaç var; aşçı ve kalorifer yakıcısına da! Ülkenin ihtiyacı olan hiçbir alanı boş bırakamazsınız! Eğitim bu alanları planlayabilmeli.
Bugünkü eğitimin kendimize de faydası yok. Erbakan Hoca seneler önce şöyle demişti. “Bir bakıma kendi maarifi, kendisi için insan yetiştirmeyen tek millet hâline geldik. Öğretimimize kendi tarih hazinelerini kötülemek için yok farz etme, küçük gösterme ve ne olduğunu bilmeme gibi hastalıklar arız olmaya başladı.”