Talebe; ilmi talep eden. Türkçemizde öğrenci anlamında kullanılsa da öğrenci kelimesi ile arasında fark vardır. Öğrenci öğrenim görmek amacıyla ders alan kimsedir. Öğrenciye mezun olunca diploma verilir. Talebeye icazet verilir. Diplomayı herkes alabilir; ama icazet herkese verilmez. Aslında batı kökenli eğitim arayışı yerine Enderun usulü bir eğitim tercih edilmeli ve bu sistem geliştirilerek günümüze uyarlanmalıdır. Talep eden muallim de olsa ilim öğrenmeye devam eder. ‘’Öğrenci’’ öğrenmeyi, ilmi talep eden değil de sanki öğrenmeye maruz bırakılmış ve mecbur gibi bir mana ifade eder. İlim ise zorunlu olarak değil de ancak istekle elde edinilebileceği için eğitimde öğrencilik değil talebeliğin daha doğru bir model oluğu bir gerçektir.

Batı modeli eğitim isteği bizim özümüzde olan eğitim sistemini geri planda bırakmıştır. Halbuki Batı eğitimi temelini Müslümanlardan öğrenmişlerdir. Müslümanların Sicilya ve Endülüs’te kurduğu medreseler aracılığıyla Avrupa’ya İslam dünyasındaki yeni gelişmeler aktarıldı. Birçok Hristiyan öğrenci bu bölgedeki medreselerde eğitim gördü. Bu medreselerin mimari şekli, ders programları, öğretim metotları taklit edilerek Batı üniversitelerinin çekirdeği oluşturuldu. Bizler de tersini yapmaktayız. Bu sistem bizim özümüzle uyuşmadığı için sıkıntılar yaşanmaktadır. Endülüs kültürü bir toplumsal kaynaşma sonucu toprakları üzerinde barış ve huzuru doğurmuşken, buna karşın bugün ülkemizi ve bütün dünyayı saran batı kültürü kendi dışındaki dünyada toplum ve devlet çatışmalarına zemin hazırladığı için genellikle savaşa ve huzursuzluklara neden olmaktadır. Milli Eğitim kadrolarına alınan uzmanlar bu yöntemi geliştirmelidir. Öğrencilik değil, talebelik yerleştirilmelidir. Günümüzde talep ettirmiyoruz, zorunlu okutmaya çalışıyoruz. Yıllarca zorunlu eğitim, kesintisiz eğitim gibi şekillendirme yerine lise çağı dediğimiz dönemin mesleğe yönlendirme ve isteğe bağlı olmasını dillendiriyoruz. Mesleklerin patronu talebenin muallimi olsun eğitilsin, meslek erbabı yetişsin, icazetini alsın ve kimin çırağı veya öğrencisi denildiğinde filan ustanın, filan firmanın denilerek icazet belgesi oluşması kaliteyi de getirecektir. Şuyuh (isteğe bağlı ders halkaları) ve ihtisas bölümleri talebelerin taleplerine göre olması kaliteli eğitim getirecektir.

Günümüzde öğrenciler talebe olmadığından öncelikle öğreticisini tenkitle başlamaktadır. İşine gelirse öğrenmektedir. Talebeliğe talip olmak zor bir iştir. Sıkıntılar hiç gelmelidir. Talebe olmak babayiğit işidir. Ciğer sattırır, zehir tattırır, odun taşıttırır, uykunun en güzel yerinden Meram bağlarından su getirttirir. Talebe hocasının kapısını hürmetten dolayı tıklamaz, çıkmasını bekler, hocasına hürmet etmeden öğrendiği ilminin fayda vermeyeceğini bilir, konuşmak zorunda kalsa kısık sesi ile az konuşur. Zorunlu kalmadıkça soru sormaz, konuşurken gözünü hocasından ayırmaz. Hocasından yanlış bir davranış görse Musa (as.) ile Hızır (as.) arasındaki Kur’an’da bize kıssa olarak sunulan ayetleri hatırlar hissesini alır. Hakk’ın rızasına ulaşmak hocasının rızasına bağlı oluğu bilincindedir. Tabi nerede o hocalar? Ve nerede o talebeler? Soruları aklımıza gelirse kendimizi toplum olarak yeniden gözden geçirmeliyiz.

Malını başkasına veren razı olmadan vermesi veya verirken içinde bir hoşnutsuzluğun olması alana bereket getirmediği gibi hocasının razı olmadığı talebe de ilminden bereket alamaz. Talebenin talip olması için niyet önemlidir. Bunu önderimiz Muhammed (sav.) bize her akıl sahibinin anlayacağı tarzda misallendirmiştir. “Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak ve kaygan arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir. ( Buhârî, İlim 20; Müslim, Fezâil 15) İlim talep etmenin önemini de Sevgili Peygamberimiz birçok hadis-i şeriflerinde ilim talebi için yola çıkanları Allah yolunda olduklarını ve dünyada yapmış oldukları bu eğitim ve öğretim sebebiyle Cenneti hak edeceklerine dair müjdeleri şöyle vurgulamıştır. «İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır. ( Tirmizî, İlm 2) Bu muştuyu bilen bir talebenin ahlaken vasıfları elbette düzelir. Cennete girmenin, Allah’ın rızasını kazanmanın hocasına göstereceği bağlılıkla olacağını bilir ve ona göre değer verir.

Talebe edeplerden birkaçını yapamadığı için üzülürse ve edepleri yerine getiremezse, yani uğraştığı halde başaramazsa affa uğrayabileceğini, aksi takdirde edepleri gözetmez ve bundan dolayı üzülmezse, hocasının feyz ve bereketlerine kavuşamayıp helak olacağını bilmeli. Talebe bilmeli ki, hocasının her işi, kendisine iyi ve güzel görünmedikçe, onun yüksekliklerinden hiç birine kavuşamaz. Hocasına sevgi ve bağlılığı olmakla beraber, kendi eksik ve kusurlarını, hocasının liyâkatsiz ve beceriksiz oluşuna bağlayan öğrenciler gerçek sebebini iyi düşünmelidir.

Zamanımızda talebe olabiliyor muyuz? Meselâ Hızır (sa.) gelip bizlere hakîkat dersleri verse, Mûsâ (as.) gibi meraklı oluruz da sadakatli olabilir miyiz? Hacı Bayram - ı Velî gibi sınamaya kalksa, gerçekten mürid kalabilir miyiz? Şems gelip de Mevlana gibi eğitimden geçirse kaç derse dayanabiliriz? Üftâde çıksa da “Hocalığı bırakacaksın, bundan böyle çarşıda ciğer satacak, kalan zamanında da tuvalet temizleyeceksin!” dese, tereddütsüz başüstüne diyebileceğiz mi? Rasûlullah Aleyhisselam gelse, yatağına teredütsüz yatacak Ali, “O diyorsa doğrudur.” diyecek Sıddık Ebû Bekir olabilir miyiz? Günümüz bolca akıl yürüten, çıkar gözeten kişiliklerle dolu. “Bence…” cümlesi ile başlayan cümleleri çok duyarız. “ Ben o diplomayı alana kadar neler çektim!” demeye hazır, kariyer yapma, maaşı ve sigortayı sağlama alma derdindeki dünya ile kısır kalmış zihinler cirit atıyor. Ayet ve hadisleri konjonktüre uygun yorumlayanlar, hatta yok sayanlar TV ekranlarında bolca gezinmektedir. Sabırsızlık, hazımsızlık, hadsizlik diz boyu olunca, diller uzun, kalpler kara, akıllar fazla geliyor. Üstadının hep aynı şeyleri tekrar ettiğinden hayıflananlar tekrarlananları ne kadar yerine getirmektedir. Kürsülerden yıllarca faizin haram olduğu, zinanın yasaklandığını söylemelerine rağmen Müslümanlar faizden ve zinadan ateşten korunur gibi korunuyorlar mı? Keşke talebe olaydık; ama biz her şeyi bilen birer “Hoca”yız. Yol gösterenlerimiz de bilir bilmez derin hocalık taslarken, talebelik bize uğramaz. Zira bu durumda tâlip değil, nefisçe galip oluruz. Öğrenciler yanlış yaptığında yanıma getirilince doğruyu anlatır ve ”Niyet ettim Allah rızası için iyi talebe olmaya!” diye niyet ettiririm. Niyet önemli her gün talebemiz hatta muallimimiz niyet etmelidir.
Sonuç olarak öğrencilikten talebe olmaya geçmeliyiz. Her gün bu bilinçle ibadetlerde niyetin farzıyeti gibi niyetlerimizi tazelemeliyiz. Talep etmedikte ilme ulaşamayız. İlme talip nesil için batı kaynaklı eğitim yerine özümüze uyan eğitim sistemini kurmalıyız.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum