Cağımızın en büyük gücü olarak tanımlanan teknoloji, aslında sadece iki tarafı değil, her tarafı keskin bir kılıç gibi. Bu ilk cümlemizden anlaşıldığı gibi teknolojinin her yer ve platformda anlatıla gelen faydalarından bahsetmeyeceğiz. Çünkü bu yazımızda hedeflediğimiz şey, teknoloji denilen gerçeğin gençlere olan etkisi, kullanımıyla alakalı bir öz eleştiri… İyisiyle kötüsüyle ele alındığında, kâr zarar hesabı yapıldığında kafaların epey karıştığı bir konu çünkü.
Evet, onlar iyisiyle kötüsüyle teknolojinin içine doğdular, doğru. Evet, ebeveynlerinden hatta öğretmenlerinden bile daha iyi teknolojik aletlere hâkimler, bu da doğru. Doğru olan bir şey daha var ki o da bu gençler tıpkı sosyal medya köleleri olmuş ebeveynleri gibi önceden tasarlanmış taklit veya özenti hayatlar yaşıyorlar. Kurgulanmış düşünce yapıları çerçevesinde dolaşıyorlar. Bombardıman şeklindeki reklamlarla programlanmış tüketiciler olarak hayatlarını sürdürüyorlar. Birbirinin aynısıkopi duygular yaşıyorlar. Bulaşıcı hastalık gibi yayılan ne idüğü belirsiz kelimeler kullanmayı önemli bir şey olarak görüyorlar. Oyunların başında tek noktaya, yani ekranlara kilitlenmiş zombi hayatı sürüyorlar. Mutluluğu, teknolojik nimetlerden alabildiğine yararlanınca tadacaklarına inanıyorlar.
Ve her biri teknolojinin hâkimi sayıyor kendini, teknolojinin efendisi… Böylece nimetlerinden faydalanırken külfet ve negatifliklerini de beraberinde özümsediklerini fark etmiyorlar. Üstelik teknoloji deyince sadece ellerindeki cep telefonları, tabletleri ve bilgisayarları geliyor akıllarına.
Sosyal medya bağımlılıkları yaşıyorlar. Kolay para kazanma fikri empoze edilmiş beyinleriyle; fikri sabit olarak “youtuber” veya “tiktoker” olma, Sosyal medya fenomenliği, instagraminfluencer’lığı hayalleri kuruyorlar.
Çok büyük bir kesimi de teknoloji ürünü sosyal medyayı ya beğeni ya da linç üzerinden kullanıyor. Buna pek de yarar penceresinden bakıyorlar denemez. Üstelik sosyal medya devleri teknolojiyi kullanıcılarının gelişmesi için değil tahrip olması için işletiyor. [1]
Anlık yaşam felsefesi, gençlerimize teknoloji köprüsünden akıyor; kendine has konuşma stilini getirdiği gibi kendisine has düşünme biçimini de oluşturmuş durumda.
Bu arada, kanaatimizce iki şeyin birbirinden ayrılması gerekiyor: Gençleri teknoloji bağımlısı mı yoksa internet bağımlısı mı kabul edeceğiz? Genç kuşaklar açısından bu iki şeyin tahlilinin yapılıp ona göre tedbir alınması yahut önünün açılması, sorumluluk sahibi idealist yöneticileri bekliyor.
Genç kuşaklar açısından bu alan öyle denetimsiz ki sadece yarar penceresinden bakıp onları bu gelişmenin kucağına atmak, en az kör eleştiri ile yarar ve nimetlerinden uzak tutmak kadar hatalı. Bu nedenle iki şeyin ayırdını yapmak önemli. Ne için kullanıldığının irdelenmesi gerekli.
Genç birey teknolojiyi bilgi, görgü, kültür, düşünce, akletme, inanç gibi becerilerini geliştirmek; insan olarak, kalite olarak yükselmek için mi kullanıyor, yoksa haz kültürüne dayalı eğlence amacına dönük vakit tüketmek için mi? Sanırız bu soruya ilerlemek, kendini yükseltmek için diyenlerin sayısı yok denecek kadar az olacaktır.
Nitekim uzmanlar, teknolojinin kötüye kullanımını; teknoloji araçlarını kullanma sonucunda bireyin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişiminin zarar görmesi şeklinde tanımlıyor. Yani bireyin teknolojik araçları doğru olmayan şekilde kullanması sonucu, gelişiminin olması gerektiği gibi ilerleyememesi ya da mevcut bulunduğu durumdan geriye doğru gitmesi, gelişimsel kazançlarını kaybetmeye, yaşına özgü gelişim görevlerini yerine getirmemeye başlaması şeklinde açıklıyor.
”Ben deistim, ben ateistim” sözleri havalarda uçuşuyor. Oynadıkları oyun içeriklerinde, inançlarının altına onlar fark etmeden dinamit yerleştiriliyor.
Sonra nereden aldıklarını bilmeden kendi fikirleri imiş gibi sarsılmış imanlarının ifadesi, dillerinden kelimeler şeklinde dökülüyor. Dini olan ne varsa ona karşı (önemli bir kısmında dindarlık söylemini kişisel çıkarları için kullanan siyasilerin sebep olduğu) red ve isyan, protest kişilik olarak hal ve hareketlerine yansıyor ve bu konuda maalesef üzüm üzüme baka baka kararıyor.
Gençlik açısından teknolojinin kötüye kullanımı:
“Fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişim” başlıkları altında olduğu düşünülüyor. Peki ya duygusal gelişimleri, manevi gelişimleri ne olacak? Bu açılarda teknolojinin kötüye kullanımı söz konusu değil mi? Demeye çalıştığımız şey şu ki: bu konu enine boyuna her deliği, her yönüyle ele alınıp; makul, mantıklı ve katolik yasakları gibi yasaklar içermeyen çözümler üretilmesini bekliyor.
Teknoloji bağımlılığının alt grupları ise;
İnternet bağımlılığı, online kumar, online cinsellik, online alışveriş bağımlılığı,online gezinti, aşırı sosyal medya kullanımı, ölçüsüz ekran kullanımı, uzun süreli dijital oyun oynama, mobil cihazın sürekli ve yanlış kullanımı problemleri olarak sıralanıyor. Bütün bunlar teknolojinin negatifleri olarak körpe beyinlere yansıyıp teknoloji ve internetin yararlarını gölgeliyor hatta bazen faydalarını örtebiliyor veya negatifliyor.
Peki, ne yapılmalı?
Yapılacak iş belli: Kendi bünyemize, örf- âdet-kültürümüze hatta inançlarımıza uygun şekilde teknolojinin zararlarının filtrelenmesi ve kendi arındırılmış sosyal medyamızın acilen oluşturulması. Sosyal medya yasalarının sansür için değil neslimizin korunması, zarara uğramadan internet kullanımına yönelik çıkartılması.
Eğitimde örneklik anlamında Finlandiya modelini konuşabiliyorsak, gençleri ve çocukları teknolojinin zararlarından (kendi ülkesi açısından) alabildiğine koruyarak yararlandırmasında da Çin’i örnek alabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü mevcut durumda dümende başkasının olduğu; başkasına ait, rotası bambaşka bir gemiden bizim hedefimize varmasını bekliyoruz.
Bu arada, gençlerde bariz şekilde daha fazla olsa da her insan açısından üç ihtiyacın öne çıktığı biliniyor. “Bu ihtiyaçlar: enerjisini sağlıklı bir şekilde açığa çıkarmak, kendisini gösterebilmek, ifade edebilmek ve akranlarıyla sosyalleşebilmek” şeklinde özetleniyor. Bu durumda onların enerjilerini sağlıklı şekilde ortaya çıkarmaları, kendilerini doğru ve rahat şekilde tehlikesiz ifade edip gösterebilmeleri, zarar görmeyecekleri biçimde de akranlarıyla sosyalleşebilmelerini temin etmek gerekiyor.
Bütün bunların sonucunda “Ben Kimim?” sorusuna cevap bulmuş, kimliği oturmuş, başta yaşıtlarıyla olmak üzere her yaştan fert ile sağlıklı iletişim kurabilen; yarar/zarar, doğru/yanlış, güzel/çirkin, adalet/zulüm ayırımını yapabildiğinden kontrol ve hâkimiyet çerçevesindeki güce sahip; ümit ve mutluluk sahibi fertler haline gelmelerinin temini için, teknolojinin nimetlerinden, zararlarından bağımsız olarak yararlanmak gerekiyor.
Bu sayılanların temini ise ebetteki her mevkiden sorumlu, vicdanlı, aklıselim, makul, mantıklı kişilerin konsensüsünü gerektiriyor.
Bunu başardığımız gün, gençliğimiz-geleceğimizin sarmalandığı kundağından koza misali uçarak çıkacağı ümidi bize el sallıyor. Vesselam…