Sanayi devrimi sonucu artan pazar ihtiyacını karşılamak isteyen Avrupa Devletlerinin giriştikleri yarış 1. ve 2. Dünya savaşları ile sonuçlanmış, meydana gelen neticeler çok ağır olmuştu. Durumun vehametini kavrayan Büyük Devletler bireysel özgürlüklerin güvence altına alınması ihtiyacını hissetmişlerdir. Nitekim üye ülkeler, S.Arabistan ve G.Afrika’nın muhalefet şerhine rağmen, 10 Aralık 1948 yılında B.M. Genel Kurulu’nda yayınlanmıştır.
İçeriği ve önemi; bu bildiriyle, yalnızca demokratik anayasalarla tanınan temel, medeni ve siyasi haklar değil, ekonomik, toplumsal, kültürel haklar da genel tanımlarla belirli hale gelmiştir. İlk grup haklar arasında, yaşama, özgürlük ve kişi güvenliği gibi haklarla birlikte, keyfi tutuklama, hapis ve sürgünden korunma, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde adil ve kamuya açık olarak yargılanma hakkı ile düşünce, vicdan, din, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri bulunur. Bütün üye ülkelerin kabulü ile uluslararası bir hak ve özgürlükler belgesi olası açısından önemlidir.
10 Aralık 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
8 Mart 632 Veda Hutbesi
Evet, tam 1316 yıl öncesi idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Yaklaşık 124.000 insanın hazır olduğu bir ortamda, “Ey İnsanlar” diyerek bütün insanlığa hitaben söze başlıyordu ve burada söylediklerinin bir sonraki nesillere aktarılmasını istiyordu. Kendi deyimi ile “Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.” Yani zamandan mekandan ve şahıslardan bağımsız, deyim yerindeyse söyleyeceklerinin “evrensel bir bildiri” olduğunu vurguluyordu.
Veda Hutbe’sinin içeriğine geçmeden önce, amacım Veda Hutbesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kıyaslamak, hangisi üstündür yarıştırması yapmak değildir. Ancak İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinden yaklaşık 1300 yıl önce bugünkü modern hukukun kabul ettiği kişi hak ve özgürlüklerini önemle vurgulayan ve güvence altına alan “Veda Hutbesi”nin çağdaş Avrupa hukukunda ve ülkemiz hukuk öğretilerinde yer almaması üzüntü vericidir.
Modern hukuk literatüründe bireysel özgürlükler açısında ilk belgenin, kralın yetkileri karşısında halkın da bazı hak ve yetkileri olduğunu açıklayan 1215 tarihli Magna Karta olduğu kabul edilmesine karşın, bireysel hak ve özgürlükler açısından daha ileri ve yaklaşık 600 sene daha önce yayınlanan Veda Hutbesinin göz ardı edilmesi bizce dikkat edilmesi gereken bir husustur.
Gelelim Veda Hutbesine, özellikle bireysel hak ve özgürlüklerle ilgili hükümlerine; “Ey insanlar” diyordu, Peygamber Efendimiz, “Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.” (V.H) (İ.H.E.B 3, 12 ve 17. maddeler)
Evet! Yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, şeref ve namus hakkının önemi, hitap edilen topluluk ta göz önünde bulundurulursa ancak bu derece vurgulanabilir. En mukaddes değerleri gibi bu özgürlükler de kutsaldır, vazgeçilemez ve dokunulmazdır.
“Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.” (V.H) (İ.H.E.B 16 ve 17. maddeleri)
Evet bugünkü aile hukukun en önemli iki hususu, Miras hakkı ve doğan çocuğun velayeti ile ilgili hüküm, asırlar sonra bile medeni hukukta her iki husus aile hukukunun en önemli prensipleri olarak önemlerini korumuşlardır.
“Rabb’iniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır.” (V.H), (İ.H.E.B 2 ve 7.maddeleri)
Evet, çağımızda bütün dünyanın başına bela olan ve ağır yasal yaptırımlarla engellenmeye çalışılan menfi milliyetçilik ve ırkçılık ancak bu kadar güzel ifadelerle reddedilebilir, insanların hak nazarında ve hukuk önünde eşitliği bu kadar güzel örneklenebilir.
“Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.”(V.H) (İ.H.E.B 11. maddesi)
Modern ceza hukukunda, öğretide ve ceza hukuku literatüründe en önemli madde hangisidir derseniz, şüphesiz T.C.K’nın 20.maddesinde de yerini bulan “ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibi” dir. Başka bir deyimle kimse başkasının işlediğinden dolayı sorumlu tutulamaz.
Görüldüğü gibi, tam 1400 yıl önce, halen bu günkü modern hukukun temel prensipleri nispetinde hükümler içeren “Veda Hutbesi”, maalesef çağdaş hukuk literatüründe değerini bulmamıştır. Bizce bunun nedeni, Avrupa’nın İslam’a, Müslümanlara ve Peygamberimize karşı ön yargılı ve islamafobik bakış açısı ve tekelci yaklaşımıdır.
Ancak! İslam ülkeleri ve özelde de ülkemiz hukuk öğretisinde Veda Hutbesi’nin yer almaması, değerlerimize yabancı oluşumuz ve yabancılaştırılmış olmamızdandır.
Veda Hutbesi önemlidir, bireysel özgürlüklere değinen ve güvenceye alan bir bildiri olması ile günümüz hukuk metinlerinin bile ötesinde hak ve özgürlükler içermesi açısından önemlidir. Buna rağmen çağdaş hukuk öğretilerinde hak ve özgürlükler içeren bir belge olarak yerini bulmaması büyük bir eksikliktir.
Veda Hutbesinin biz Müslümanlar için önemi; elbette hak ve özgürlüklere değinen bir bildiri olmasından ibaret değildir, Allah ve Resulü'nün emri ve inancımızın esası olduğu içindir. Eğer ki Allah ve Resulü buyurmuşsa bu Müslümanlar için yeterlidir ve saygındır. Müslümanın Veda Hutbesini sadece bilmesi ve ya öğrenmesi değil aynı zamanda bu temel prensipleri bireysel ve sosyal yaşamında da tatbik etmesi gerekir.
Burada Müslümanların ilk anayasası “Medine Vesikası”ndan söz etmek isterdim. Evet Müslümanlar ile Medineli müşrikler ve Yahudiler arasında yapılan, birlikte yaşama sözleşmesi, tarihin ilk anayasal belgesi, ancak hem konuyu dağıtmamak adına belki de başka bir yazıda buluşmak dileği ile.
Selam ve dua ile…