1980’li yıllarda göreve başladığım Aydın’ın bir ilçesinde, ziyaret ettiğim müftü vekili benden Ramazan ayında vaaz etmem için ricada bulunmuştu, ben de kabul etmiştim. Bana gösterdiği vaaz konuları arasında tesettür konusunu göremeyince sebebini sormuş ve bu konulara girmemizin sakıncalı olduğunu söylemişti. Hâlbuki çocukluk ve gençlik yıllarımızda İzzetpaşa Camii kürsüsünden vaazlarını hayranlıkla dinlediğimiz Rahmetli Halil BİLGİNOĞLU hocamız ne kadar da bu konu üzerinde durur ve toplumu bilinçlendirirdi.

Seksenli, doksanlı ve iki binli yılların Türkiye’sinde kamuoyunu oldukça meşgul eden başörtüsü sorunu bugün eski önemini kaybetmiş olsa da, yerini “Tesettür nasıl olmalı?” sorununa bırakmış durumda. Toplumun kahir ekseriyetini oluşturan muhafazakar, dindar ve geleneklerine bağlı aileler, kuşaklar arasındaki tesettür farklılığının ve anlayışının çıkmazı içerisinde bocalayıp durmaktadırlar. İslam dininin sağlam kaynakları ve müslümanca duruş karşısında çaresi tükenmiş olan İslam karşıtları yeni taktiklerle kendilerince çok sakıncalı olan tesettür sorununu çözme de bayağı mesafe kat ettiler, “moda” sayesinde.

Moda denen kavramın mahiyet ve kaynağını eskiden beri merak etmişimdir. Bu moda, nasıl bir şey ki, insanlar ona uymayı zorunlu görüyor, etkisinde kalıyor ve ısrarla takip ediyorlar? Bu modayı çıkaranlar, ne kadar da güçlüler ki bütün dünyaya kısa zamanda bunu yayıyor ve benimsetiyorlar? Bunu nasıl başarıyorlar? Bunları hep merak edip durdum ve cevabını, siyasi bir deha olan rahmetli Hocamdan öğrendim. O diyordu ki, yeryüzünde görüp, işittiğiniz hiçbir şey asla tesadüf değildir. İfsad adına olan her şey belli bir merkezde planlanıp uygulamaya konulmaktadır. Evet, ifsad için çalışanların planlarına karşılık Müslümanlar ne yapmalı?
Biz insanlara dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmamız için Yüce Rabbimiz tarafından gönderilen hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mealen: “Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. Allah Gafurdur, Rahimdir.(Ahzab Suresi 59.Ayet)” buyrulurken, yine aynı konuyla ilgili mutlak hüküm sahibi Yüce Rabbimiz Nur Suresi 31. ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Mümin kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Ziynet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey Müminler! Hepiniz Allah’a tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.” Bu ayetlerde görüldüğü üzere tesettürün şekli ve amacı Müslüman hanımlar için gayet açık bir şekilde bellidir. Tesettürden maksat Müslüman hanım ve kızların erkeklerin ilgisini çekecek olan hiçbir yerlerinin ve de aksesuarlarının açıkta olup gözükmemesi yani kapatılıp gizlenmesidir. Ayrıca kimlere görünmelerinin helal, kimlere de haram olduğu ayrıntılı şekilde yoruma ihtiyaç duyulmadan anlatılmıştır.

Dinimizin emri açıkça belli iken, hele hele bin dört yüz yıllık uygulamada gözler önündeyken biz Müslümanlara ne oluyor da, bu konuda tavizler veriyor, ihmalkar davranıyoruz? Özellikle kız çocuklarımızı çok küçük yaşlardan itibaren tesettüre alıştırmamız, her ebeveyn için önemli bir dini vecibedir. Unutmayalım,”Ağaç yaş iken eğilir.” atasözümüz çok yerinde söylenmiş, önemli bir tecrübedir. Üç ve dört yaşlarından itibaren şekillenmeye başlayan karakter oluşumu ergenlik çağına geldiğinde iyice kuvvetlenmekte, son şeklini almaktadır. Bu yaştan sonra çocuğu daha doğrusu genci yeniden yoğurup başka bir şekle koymak gerçekten anne babalar için çok zordur.

Dünya hayatının geçiciliği, ahiretin ise ebediliği asla unutulmamalıdır. Huzur ve mutluluğun ancak Yüce Rabbimizin rızasında saklı olduğu çok iyi bilinmelidir. Hanımlarımıza ve kızlarımıza tesettürün gerekliliği ve şekli güzelce anlatılmalıdır. Malesef günümüzde tesettüre de moda bulaştırılmış, İslamın koyduğu ölçülere uymayan çeşitli manto ve kıyafetler giyinilmeye başlanmıştır. Hadislerde anlatılan “Giyinmiş çıplaklar” ifadesini hatırlatan kıyafetlerde yaygın hale gelmiştir. Tesettürden maksat sadece başın örtülmesi değil, dikkat çeken tüm uzuvların kapatılması olduğu unutulmamalıdır. “Müslüman hanımlarda güzel giyinmesin mi?” diyenlere diyoruz ki; evet ama yukarıda ayette bahsedilenler dışındakilere göstermemesi şartıyla. Sonuç olarak tüm Müslüman hanımlarımıza, kızlarımıza, eşlerine ve babalarına diyoruz ki; kendinizi “elem verici azab”tan sakının,insanlara beğenilmemekten değil, Allah’tan korkun, zira O “İntikam Sahibidir.”

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum