İlk insanın yaratılışı ile başlayan hak ve batılın mücadelesi Habil ve Kabil ile yeryüzünde ilk karşılığını bulmuştur. Mücadele o günden bugüne durmadan devam edegelmiştir. Hak batıl mücadelesinin son zirve ismi Hz. Muhammed (A.S)’ın Hira’da aldığı mesajı Mekke’de tebliğe başlamasıyla batılın temsilcileri ellerindeki rantı kaybetmemek için tüm güçleriyle karşı koymaya çalışmışlar, ilk temsilcileri yerlerinden edip hicrete mecbur bırakmışlardı. Kutlu elçinin de hicretiyle Medine’de kök salan ve kalpleri fetheden Müslümanlar terke mecbur bırakıldıkları Mekke’ye sekiz yıl sonra 610 yılında büyük bir fetihle dönmüşlerdi. İnsan haklarının ayaklar altına alındığı, zulmün zirveye çıktığı bir şehir adaletin temsilcileri tarafından adil düzene kavuşturulmuş oldu. Bu kutlu yolculuk, kalplerin, şehirlerin, ülkelerin hak ve adaletle, adil düzenle buluşturulmaları mücadelesi; 635 yılında İran’ın, 639 yılında Diyarbakır’ın, 640 yılında Mısır’ın, 711 yılında İspanya’nın fetihleri ile hızla devam etmiştir. 639 güneyden Diyarbakır’ın fethi ile başlayan Anadolu’nun İslamlaşması, hak ve adaletle tanışması süreci 1071 yılında doğudan Malazgirt zaferiyle devam etmiş, 1453 yılında İstanbul’un fethi ile taçlanmış, 1461 yılında Trabzon’un fethi ile de tamamlanmıştır. O günden son yüzyılın başlarına kadar Anadolu toprakları hak ve adaletin merkezi, adil düzenin kalbi, Müslüman âlimler ilmin temsilcisi olmuştur. Daha iki yüz yıl öncesine kadar Paris’te Shorbon Üniversitesi’nde kürsüye çıkan profesörler Müslüman âlimlerin kıyafetini giymeyi övünç vesilesi kabul ediyorlardı.
Son yüzyılda yaşanan savaşlar ve siyasi entrikalarla, yenilmişlik psikolojisinin Müslümanlara öğretilmiş çaresizlik olarak kabul ettirilmesi, küresel emperyalizm ve temsilcisi batı karşısında çaresizmişiz duygusunu yerleştirdi. Bu çaresizlik anlayışı ve yenilmişlik psikolojisi bizi batıyı taklit eden, batıdan gelen her düşünceyi sorgulamadan kabul eden taklitçiler haline getirdi. Yüzyıllarca hak ve adaletin, insan haklarının, hakça paylaşımın temsilcisi olduğumuzu, ilmin temellerinin Müslüman âlimlere ait olduğunu unuttuk. Batının içi boş hümanizmini ve sadece kendilerine çalışan sosyal adaletlerini taklit etmeye çalıştık. Dünyada ilk sömürge bakanlığına sahip olan İngilizlerden ve İngiliz siyasetinin temsilcisi batı zihniyetinden medet umar duruma düşürüldük.
Gençlerimiz, piyango, toto, loto vb. ondan fazla devlet eliyle oynatılan kumar çeşidinde kaybolmuş, içki üretim ve tüketimi artmış, içki, uyuşturucu vb. maddelere başlama yaşı her yıl düşmektedir. Faiz kullanımı artmış, kredi ve kredi kartı batakları sürekli artmaktadır.
Batı taklitçiliği, tüketim çılgınlığı, üretmeden tüketme sevdası gençlerin hayat anlayışı haline gelmiş. Gençlerimiz, piyango, toto, loto vb. ondan fazla devlet eliyle oynatılan kumar çeşidinde kaybolmuş, içki üretim ve tüketimi artmış, içki, uyuşturucu vb. maddelere başlama yaşı her yıl düşmektedir. Faiz kullanımı artmış, kredi ve kredi kartı batakları sürekli artmaktadır. Unutmamalıyız ki haramlara engel olunmadan, gıda güvenliğini ve nesil güvenliğini sağlamadan yapılacak çalışmalar sadece dünyayı imar etmek olacaktır. Bizim işimiz dünyayı sadece maddi olarak imar etmek değil, aynı zamanda manevi olarak imar ve adil bir dünya kurmak için çalışmaktır.
Ders kitaplarının içeriği ise ayrı bir dert. Kitaplardaki konuların işlenişi ve görseller gençleri İslam’dan uzaklaştırma, batı hayatını özendirici ve yönlendirici bir çizgide. Her yıl on binlerce öğrenci üniversite sınavlarında sıfır puan alıyor.
Televizyon dizileri ise ayrı bir rezalet. Üstat N. Fazıl’ın “Utanırdı burnunu göstermekten sütninem, kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem” dediği hal bugün sokaklarda ve dizilerle evlerimizde artık. Bu dizilerin etkisi ise boşanmaların artmasıyla dağılan yuvalar ve diğer ahlaksızlıklar olarak dönmektedir topluma. Zinanın yasak olmaktan çıkartılması ve Avrupa’daki lezbiyenler ve gaylar toplantısına temsilci milletvekillerinin gönderilmesi ise başka bir rezalettir.
Tüm bu olumsuzluklara bakınca gerçekten birileri bu yanlışların olmaması gerektiğini, bu haramların Müslüman toplumda yaygınlaşmaması gerektiğini konuşuyor. Birileri de Avrupa topluluğuna girme adına tüm bu yanlışlık ve haramların yaygınlaşmasına ya destekçi ya da suskun aklıyor veya uygulayıcısı durumunda.
İyiliği yapanla iyiliğe destek olanın sevapta ortak olduğu gibi, kötülüğü yapanla destek olanın günahta ortak olduğunu unutmamalıyız. Ve yine unutmamalıyız ki, kötülükleri konuşmak değil, kötülüklere engel olmaktır görevimiz.
Bizler; Hz. Peygamber (A.S.)’ın “ Sizden biriniz bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Şayet gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğzetsin. Bu da imanın en alt derecesidir.” Hadisini her zaman hatırımızda tutup kötülüklere engel olmaya çalışmalı, kötülükleri ortadan kaldıracak kâmil insanları yetiştirmek için tüm gücümüzle çalışmalıyız.
Yeniden kalbleri keşfetmek, yeniden dünyayı adaletle feth etmek, İslam birliğini sağlamak, Hak ve Adalet merkezli yeni bir dünyayı kurmak için geçmişimizden ibret alıp İslam’a sarılmalıyız.
Müslümanlar olarak; Allah’ın kitabındaki “Ey iman edenler Allah’a hakkıyla iman ediniz, ancak Müslümanlar olarak ölünüz…” ve “Kendinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemde koruyunuz.” uyarısını ciddiye alıp dünya ve ahiret saadetimiz için çalışmak mecburiyetinde olduğumuzu unutmamalıyız.