“Gerçek şu ki insanlar için ilk kurulan ev, Bekke’de (Mekke) o kutlu ve bütün insanlar (âlemler) için hidayet olan (Kâbe)dir (Al-i İmran, 96).”
“Hani Biz İbrahim'e evin (Kâbe) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik): ‘Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, kıyam edenler, rükuya ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut.’(Hac, 126).”
Bir Arap atasözünde “Şerefu’l mekân bi’lmekîn (mekânı şerefli kılan o mekânda oturanlarla kâimdir.)” denilmektedir. Marko Polo, mekânları ayakta tutan görünmez düzenden, bir yığın farklılık ve uyumsuzluğun gerisinde yatan tutarlı ve uyumlu sistemin varlığından bahseder.
Tüm mekânlar bu özelliklere sahip midir bilinmez ancak bazı mekânların görünmez bir düzene, tutarlı ve uyumlu sistemlere ve en önemlisi bu özellikleri var eden bir “ruh”a sahip olduklarını düşünürüm. Yeryüzünün ilk mabedi, ilk beyti Kâbe’de bu ruhun var olduğunu ziyarete gidenler anlatır. Bu ruh; insanı çepeçevre kuşatan, insanın kalbine işleyen, insanla mekânı bir kılan ve insanı dünyadan soyutlayan tevhidi bir ruh olmalı.
Mimari açıdan belki de yeryüzünün en sade ve gösterişsiz mekânı olan Kâbe’nin adı, küp şeklindeki ölçüleri nedeniyle “kaab” isminden gelmektedir.
Tarihçesi
Bazı İslam tarihçileri yeryüzü yaratılmadan önce Kâbe’nin mevcut olduğunu söylerler. Ezraki Kâbe’nin ilk prototipinin Allah tarafından Arş'ın altında kurulduğunu, sonra Allah'ın emriyle, meleklerin bu mabedin benzerini onun tam hizasında yeryüzünde inşa ettiklerini belirtmektedir. Meleklerden sonra Kâbe, Hz. Âdem tarafından inşa edilmiş, Hz. Adem'den sonra da evladı tarafından yenilenmiştir. Bu tarz klasik tarihçilere göre Kâbe’nin tarihi Dünya'dan da eskidir.
İkinci bir görüşe göre Hz. Âdem ile Havva, cennetten çıkarıldıkları vakit, yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler. Kâbe’nin bulunduğu yere gelirler. Bu sıradada Âdem (a.s), bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini niyaz eder. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz. Âdem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Bu nurdan sütun, Hz.Şit (a.s )zamanında kaybolur, yerinde siyah bir taş kalır. Bunun üzerine Hz. Şit onun yerine; taştan, onun gibi dört köşe olan bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacer-ül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bu bina, uzunca bir süre kumlar altında gizli kalır. Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle Kâbe’nin bulunduğu yere gider, oğlu İsmail’i (a.s) annesiyle birlikte orada iskân eder. Sonra İsmail (a.s)ile beraber Allah’ın emriyle Kâbe’nin bulunduğu yeri kazar. Hazret-i Şit tarafından yapılan binanın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kâbe’yi inşa eder. Ayetteki “Beytullah’ın temellerini yükseltiyor.” cümlesi bunu ifade etmektedir, denilmektedir.
Peygamber efendimiz bir hadisinde yeryüzünde yapılan ilk mabedin Kâbe olduğunu, ikincisinin de Mescid-i Aksa olduğunu ve ikisi arasında kırk yıllık zaman dilimi olduğunu söylemiştir. Farklı zamanlarda farklı tarihçilerin görüşleri doğrultusunda Hz. Âdem ve Hz. İbrahim isimleri ön plana çıkmaktadır. Bugüne kadar arkeolojik bir araştırma ve inceleme yapılmadığı için gerçeği sadece Allah bilir, demekle yetiniyoruz.
Kâbe Hz. İbrahim'den sonra sırasıyla Amalikalılar, Cürhümiler ve Kusay b. Kilab tarafından yeniden inşa edilmiştir. Amalikalılar'ın Kâbe’nin duvarlarını yükselttikleri, binanın içinin ve dışının çeşitli nakışlarla tezyin ettikleri nakledilmektedir. Cürhümiler'e gelince onların Kâbe’yi bir sel tahribatı nedeniyle yeniledikleri, binayı Hz. İbrahim'in temelleri üzerinde kurdukları ve üstünü de Hz. İbrahim zamanında olduğu gibi açık bıraktıkları belirtilmektedir. Rivayete göre Cürhümiler ayrıca Kâbe’nin kapısını iki kanat hâlinde yapıp kapıya bir de kilit takmışlardır.
Kureyş zamanında Hz. Muhammed’in 35 yaşında olduğu yıl, Kâbe yeniden inşa edilir. Kureyş, Kâbe’yi yeniden inşa kararı verdiği sırada bir Bizans gemisi Kızıldeniz sahilinde karaya vurmuş ve tahrip olmuştur. Bu geminin tahtaları Kureyş tarafından satın alınıp Kâbe’nin inşasında kullanılmıştır. İbn İshak ve İbn Hişam'ın belirttiğine göre Mekke'de bulunan Kıpti bir marangoz bu yenileme işini yönetmiştir. Ezraki ve İbn Sad'ın naklettiği bir başka habere göre ise bu karaya vurmuş Bizans gemisinin kaptanı aynı zamanda iyi bir dülgerdir. Kureyş'in inşa faaliyetini Bakum veya Bakom adlı bu zat yürütmüştür.
Kureyş bu yenilemede Kâbe’nin planında önemli sayılabilecek değişiklikler yapmıştır. Kuzeybatı duvarı Hz. İbrahim'in temellerinden 6-7 zira (yaklaşık 5 metre) kadar içeriye çekilmiş yani Kâbe alan olarak daraltılmıştır. Dışarıda bırakılan kısım ise eski temelin dışından, sonradan Hatım ismiyle anılmış, yaklaşık 1,5 metre yüksekliğinde kısmen dışa doğru kavisli alçak bir duvarla kuşatılmıştır. Hatım denilen bu duvar ile Kâbe’nin içeriye çekilen kuzeybatı duvarı arasında kalan, eski Kâbe’ye ait saha Hıcr ya da Hıcr-ı İsmail diye anılmaktadır.
Rivayetlere göre bu alanda Hz. İsmail ile Hz. Hacer’in kabirleri bulunmaktadır. Hamidullah Kureyş'in Hıcr sahasını yemin törenleri ile diğer büyük merasimler için kullandığını belirtmektedir. Kureyş'in bu daraltmaya niçin ihtiyaç duyduğu konusunda kaynaklarda şöyle bir sebep nakledilmektedir. İnşaat için toplanan malzemenin bina için yetersiz olduğu görülünce Kureyş, eldeki malzemenin yeterli olabilmesi için Kâbe’nin temellerini daraltmak konusunda fikir birliğine varmıştır.
Yezid ile Abdullah bin Zübeyr arasında çıkan Harre Savaşı sonrasında Kâbe, mancınık atışından isabet alarak yıkılmış ve yanmıştı. Abdullah b. Zübeyr, Hz. Muhammed’in Kâbe ile ilgili bir sözünü gerekçe göstererek Kâbe’yi yıkar ve Hz. İbrahim zamanında olduğu gibi inşa ettirir.
Yezid’den bir süre sonra hilafet koltuğuna oturan Abdülmelik b. Mervan da hilafet makamı için tehlike olmaya devam eden Abdullah b. Zübeyr'i ortadan kaldırmak üzere Mekke'ye Haccac'ın komutasında bir kuvvet gönderir. Haccac, Kâbe’ye sığınan Abdullah b. Zübeyr'i mancınıkla taşa tutar. Kâbe, atılan taşlardan biraz zarar görmüştür. Ufak bir onarıma ihtiyaç duymaktadır. Fakat Haccac onarım yerine Abdullah b. Zübeyr'in yaptırdığı Kâbe’yi değiştirmek ister. Halifeye yazdığı mektupta İbn Zübeyr'in, Kâbe’nin eski ölçülerini ve şeklini bozduğunu belirtir. Neticede Halife Abdülmelik'in de onayı alınarak İbn Zübeyr'in Kâbe’ye yaptığı ilaveler kaldırılır. H. 74 / M. 693'te gerçekleştirilen bu inşada Haccac'ın binayı temellerine kadar yıkıp yeniden inşa etmediği, bazı tadilatlarla binayı Kureyş'in yaptırdığı şekle döndürdüğü anlaşılmaktadır.
Emevi, Abbasi ve daha sonraki dönemlerde Kâbe’de yapılan tamir, tezyin faaliyetleri ara ara devam etmiştir. Bilinen odur ki Kâbe Osmanlıların eline geçene kadar pek çok kere tezyin edilmiş ve binanın aslını bozmayan bazı ufak onarımlar geçirmiştir. Onarım ve tezyin faaliyetleri daha çok binanın kapısı, tavanı, içi ve örtüsüyle ilgilidir.
V. Murat döneminde Kâbe, yine sel baskını sonucu kısmen yıkılmış ve yeniden onarılmıştır.