“Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescidi Haram haricinde diğer mescitlerde kılınan namazlardan bin kat hayırlıdır.” Hz. Muhammed (sav)
Bağlılığın, vefanın, sadakatin ve paylaşmanın şehri… Hicretin ve bekleyişin şehri…
Ensar’ın ve Muhacir’in şehri Medine…Peygamber’in ve İslam’ın şehri Medine…
ŞâirNâbî, 1678 yılında, devlet adamları ile beraber Hac seferine çıkar. Kâfile Medîne’ye yaklaşırken Nâbî’nin içi kıpır kıpırdır. Heyecandan uyku uyuyamaz. Kâfilede bulunan bir paşanın ayağını, Medîne-i Münevvere’ye doğru uzatarak uyuduğunu görür. Bu durumdan çok müteessir olur ve şu naatı yazar.
"Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu
Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu
Mürâât-i edeb şartıyla gir Nabî bu dergâha Metâf-i
kudsiyândır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu”
Tercümesi şöyle:
Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın makâmı ve beldesi olan bu yerde edebe riâyetsizlikten sakın!
Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir.
Ey Nâbî, bu dergâha edep kâidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır.
Sabah namazına yakın kâfileMedîne’ye yaklaşırken Nâbî, yazdığı naatin Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunduğunu duyar. Heyecanla müezzini arar, bulur. Bu naati kimden nasıl öğrendiğini sorar. Müezzin, “Bu gece Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- rüyâmızda bize; Ümmetimden Nâbî isimli bir şâir beni ziyarete geliyor. Bu zât bana son derece aşk ve muhabbetle doludur. Bu aşkı sebebiyle onu Medîne minârelerinden kendi naati ile karşılayın!” buyurdu. Biz de bu emr-i nebevîyi yerine getirdik…” der. Bun duyunca Nâbî, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Peygamber aşığı, Medine sevdalısı birçok kişinin duygu halidir bu. Her hacının Mekke’ye gitmeden önce birkaç günlüğüne de olsa uğrayıp Peygambere selam verdiği, kokusunu teneffüs ettiği beldedir Medine ve Mescidi Nebevi. Hacıların, Allah’ın beytinde onun huzuruna çıkmadan önce, adeta Peygamberin huzuruna çıkarak ruhunu arındırdığı, ondan onay aldığı bir mekandır Mescidi Nebevi.
Tarihçe
Hz. Peygamber, Medine’ye hicretten sonra gerçekleştirdiği ilk iş Kuba Mescidi ve akabinde Mescidi Nebevinin inşası olmuştur.
Kuranı Kerimde adı geçmese de Tevbe Suresi 108. Ayetteki “ ilk günden takva üzere kurulan mescid” ifadesinin Mescidi Nebeviyi kastettiği belirtilir. Mescidi Haramdan sonra en kutsal ikinci mekan olduğu da alimler tarafından ifade edilir. Ancak İmam Malik ve bazı alimler de Peygamber efendimizin oraya defnedilmesinden dolayı Mescidi Nebevin’nin daha faziletli olduğunu bildirirler.
Yıl miladi 622, günlerden Cuma… Medine sokaklarında salına salına vakarla yürüyen bir deve Kusva… Yeryüzünün en şereflisini, en sevgilisini sırtında taşımış ve şimdi de onun beytinin yerini belirlemek için memur kılınmıştı. Kendisine ilham edilen menzile doğru yürümektedir. Kim bilir belki de kulaklarına Hz Peygamberin şu duası da ilişmektedir. “ Rabbim! Beni mübarek bir menzile kondur.Şüphesiz konaklatanların en hayırlısı sensin.” Kusva, Malik bin Neccaroğullarının evlerinin önünde hurma kurutulan bir meydanda çökünce Efendimizin evinin yeri de mescidin yeri de belli olmuştu. Yaklaşık 1,5 metre derinliğinde kazılan temellere ilk taşı Peygamber efendimiz koymuştu. Kerpiç yapımında ve duvarların yükseltilmesinde bizzat peygamber efendimiz de çalışmıştı.
Miladi Eylül 622 başlanılan yapı Nisan 623 yılında tamamlanmıştı. Yaklaşık olarak 35 m eninde ve 30 m genişliğindeki ilk yapı, taş temel üzerine kerpiç duvarlı, üç kapılı ve üzeri hurma yapraklarıyla örtülü bir yapıydı. Kıblesi önceleri Kudüs’e bakarken Mescidi Harama çevrildikten sonra o yöndeki kapı kapatılmıştı. Onun yerine Kuzey yönünde başka bir kapı daha açılmıştı. Günümüzde Mescidi Nebevinin 41 ana girişi bulunmakta.
Mescidin Doğu duvarının Güney kısmına Hz Aişe ve Hz Sevde için iki ayrı oda yapıldı. Daha sonraları sayıları dokuza çıkan Peygamber eşlerinin odalarının bir kapısı mescide açılıyordu. Ayrıca mescide bitişik olarak hurma yapraklarıyla örtülü bir gölgelik yapıldı ki burada çoğunlukla bekar muhacirler konaklıyordu. Daha sonraları buraya Suffe kalanlara da Ashabı Suffe denilmiştir. Başta Hz. Ebu Hureyre olmak üzere birçok İslam alimi bu Suffe mektebinde yetişmişti.
Hicretten sonra Müslüman nüfusu artınca mescid küçük gelmeye başladı. Hayber’in fethinden sonra Mescid enine 20 m, boyuna 15 m eklenerek genişletilmiş ve kapılardan biri de hanımlara tahsis edilmişti. 3,5 m yüksekliğindeki tavanı 35 ahşap sütun taşımaktaydı.
Hicri 17. Yılda Hz Ömer Mescidte büyük bir restorasyon yaptırdı. Kıble yönünden 5m, batı yönünden 10m, kuzey yönünden de 15 m genişletilerek mescidin eni 60 m ye boyu ise 70 m ye çıkarıldı. Hz Osman döneminde, Hicri 29. Yılda mescid170x130 ölçülerinde genişletilmiş duvarları da yükseltilmişti.Hz Osman’ın bu yenileme için kendi malından 10 bin dirhem harcadığı rivayet edilir. Miladi 707 yılında halife I.Velid eski yapıyı değiştirerek Peygamber Efendimizin Hücre-i saadetini de içine alan daha büyük bir yapı inşa ettirdi. Bu mescid 84x100 m genişliğinde taş zeminli ve taş sütünlu bir yapıydı. Peygamberin eşlerine ait odalar da bu dönemde istimlak edilerek mescide dahil edilmişti. Emevi sanatının bir özelliği olarak duvarları Bizans’tan getirtilen mozaiklerle süslenmişti. Avlu, bir galeri ile çevrelenmiş ve her köşesine minareler dikilmişti. Abbasiler döneminde mescid genişletilmiş ve 20 kapı eklenmişti.
Memlükler döneminde Hücre- saadetin üzeri ahşap bir kubbe ile örtüldü. Sultan Kayıtbay tarafından, Hicri 888 yılında yenileme ve tezyinatı yapılmış ve var olan ahşap kubbenin yerine Hücre-i saadet, daha büyük bir kubbe ile örtülmüştü.
HadimülHarameyn unvanını kazanan Osmanlı padişahları döneminde ilk imar faaliyetleri Kanuni tarafından başlatılmıştır. II. Mahmut tarafından 1817-1837 yılları arasında imar ve yenileme çalışmaları yapıldı. Sultan Kayıtbay zamanında yaptırılan kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yapıldı. Üstü kurşunla kaplanarak yeşile boyandı. Osmanlı döneminde en büyük imar faaliyeti Sultan Abdülmecid zamanında gerçekleştirildi. Ravza-i Mutahhara, üç mihraplar, minber ve Süleymaniye minaresi hariç tüm mescid yeniden tanzim edildi. Kuzey tarafına bir abdesthane yapılarak genişletildi. Güney tarafındaki namaz yeri enine doğru iki misli büyütüldü ve küçük kubbeler ile kaplandı.
Suudiler döneminde 1949- 1955 yılları arasında büyük çapta genişletme çalışmaları yapıldı. Mescidi Nebevi tarihinin en büyük genişletme ve imar faaliyetleri 1984-1994 yılları arasında gerçekleştirildi. Yapıya 82 bin metre karelik bir alan eklenerek genişliği yaklaşık 98 bin metre kareye çıkarıldı. Minarelerinin sayısı 10 a çıkarıldı.