Bu yazı, serisinin sonuncusu olacak. Can emniyeti ile başladık, mal emniyeti, akıl ve nesil emniyeti ile devam ettik. Şimdi de hepsini kapsayan “din emniyeti” üzerinde duracağız inşaallah.

Din, tarih boyunca bütün toplumlarda hayat bulan bir manevi oluşumdur. Din, ilahi ve beşerî olarak da tasnif edilebilir. İlahi dinler, Allah’tan peygamberler aracılıyla gelmiş dinlerdir. Beşerî dinler ise insanların uydurduğu gayri ilahi dinlerdir. İlahi dinleri Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet olarak sayabiliriz. Ancak bunları da Muharref ilahi dinler ve Muharref olmayan ilahi dinler olarak ikiye ayırabiliriz.

Muharref olmayan, olduğu gibi korunmuş/bozulmamış tek ilahi din sadece İslam dinidir. Allah katında yegâne din İslam’dır. İslam dini son ilahi dindir. Kitabı, Kur’an-ı Kerim’dir. Tevrat ve İncil muharref ilahi kitaplar olup bozulmuşlardır. Ancak Kur’an-ı Kerim’in bir harfi dahi bozulmamış ve değiştirilememiştir. Kur’an-ı Azimuş’şan için Allah (cc) şöyle buyurmuştur: “Zikri (Kur’an’ı) biz indirdik ve onu elbette biz muhafaza edeceğiz.”

Sapasağlam elimizde duruyor Kur’an-ı Kerim. Ve yine büyük emeklerle tedvin edilmiş sünneti seniyye yine çok sağlam bir şekilde elimizde. Gerektiğinde “İcma-ı Ümmet” ve “Kıyas-ı Fukaha” da devreye girmektedir. Böylece “Edillle-i Şer’iyye” dediğimiz Şer’i Şerif’in, -İslam şeriatının- dört temel dayanağını da zikretmiş olduk. Kısaca şöyle de tekrar edebiliriz: Kitap, sünnet, icma ve kıyas… delilleriyle, her şeyiyle mükemmel ve sağlam kalan tek din İslam dinidir. İşte bu yüce dinin korunmasıdır “din emniyeti”.

İslam; ana hatlarıyla iman, ibadet, ahlak ve muamelattan müteşekkil muazzam bir ilahi nizamdır. Her şeyi kuşatan ilahi fermanlardır. Hayatın tamamını kuşatır ve tamamına müdahale eder. Şöyle tasnif yapanlar da vardır: İslam’ın temeli iman, direği namaz ve çatısı cihattır. İslam dininin temeli imandır. Allah’a ve Ondan gelen her şeye, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahirete, kaza ve kadere inanmaktır. İman dinin temelidir. Çok sağlam bir temele oturtulmadan İslam inşa edilemez.

İlme’l yakin, ayne’l yakin, hakke’l yakin mertebesinde bir imana sahip olmak gerekir. Bu seviyede bir imana sahip kimseler, kolay kolay günah işlemezler. Ahirete, cennet ve cehenneme inanan bir mümin günah işlemekten, Allah’ın azabından/cehennemden korkar ve haram işlemez. Gaflete düştüğü zaman da hemen tövbe eder, pişmanlık duyar ve Rabbine sığınır.

Kişiyi teheccüt namazına uyandıran, cemaatle namaz kılmayı sağlayan, duha, evvabin ve tesbih namazları gibi nafile sünnetleri bile çok önemseten, pazartesi-perşembe oruçlarını tutturan, infak etmeyi sağlatan, Allah yolunda cihad dâhil hiçbir fedakârlıktan kaçındırmayan ahirete olan sağlam imanıdır. Sahabilerin, zahit, abid ve mücahitlerin imanı böylesi bir imandır. Ashab’ül yemîn ve ashab’ül mukarrabînin imanı böylesi bir imandır.

Şair şöyle diyor: “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür”. Üstad Bediüzzeman Saidi Nursi’nin neredeyse bütün mücadelesi iman hakikatleri üzerine olmuştur. Ateizm ve pozitivizme karşı İslam’ın inanç esaslarını korumaya çalışmış ve muazzam eserler yazmıştır. Risale-i Nur külliyatı imanı arttırmak, güçlü bir iman tesisi için yazılmış eserlerdir. Tereddütsüz bir iman fedakârlık getirir, güven ve tevekkülü sağlar, azim ve cesareti zirveye çıkarır.

Mümin bir kimse hayırlı iş yapar, ölünceye kadar Rabbine ibadet eder, salih ameller yapar ve salih nesiller yetiştirir. İstikamet üzere ve yoldaki işaretlere dikkat ederek menzile doğru yol alır. İbadetlerini en iyi bir şekilde yerine getirir. Sünnete harfiyyen tabi olur. İşitip itaat eden bir kul olarak, riya ve gösterişten uzak bir şekilde ibadetlerini zevkle yerine getirir. Sadece Ramazan’da değil, pazartesi, perşembe oruçlarını da tutar. Faize bulaşmadan ticaretini icra eder ve malının zekâtını severek verir. Hatta daha fazlasını Allah yolunda infak eder. Fakirin derdiyle dertlenir, komşu ve akrabasını sorar. Cumasını ve haccını ifa eder, dünya müslümanlarıyla tanışır ve kaynaşır, selamlaşır ve hediyeleşir.

Güçlü bir imana sahip müminler, ticaretlerini Rableriyle yaparlar. Cenab-ı Hak, en kârlı ticareti bize öğretmiş, Saf suresinin 10/11. ayetlerinde şöyle buyurmuştur: “Sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticaret bildireyim mi? Allah’a ve Resul’üne iman etmeniz ve Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihat etmenizdir.” Erbakan hocamız bu ayeti kerimeyi şöyle özetlemişti: Hayat: iman ve cihattır.

Yüce Allah (cc) insanları kendine kulluk etmek üzere yaratmış, helal ve haramı da öğretmiştir. Mekruh ve şüpheli şeylerden bile kaçınmamızı istemiştir. Hiç kimseye zarar vermemeyi, tam tersine insanlığa faydalı olmayı emretmiştir. İlişki ve muamelelerimizde dürüst olmayı istemiştir. Ortaklık yaptığımız kişiler bize güven duymalıdır. Hiç kimseyi kandırmamalı ve kul hakkına girilmemelidir.

Efendimiz (sav) bir gün çarşı pazarı kontrol ederken buğday satan birisinin buğdayını kontrol edip şöyle buyurmuştur: “Bizi aldatan bizden değildir.” Çünkü o adamın buğdayının altı ıslak üstü ise kuruydu. Mümin kişi bütün muamelelerinde “el emin” olmalıdır. Yalan konuşmamalı, emanete ihanet etmemeli ve verdiği sözü yerine getirmelidir. Mütebessim olup güler yüzlü olmalı, somurtkan olmamalıdır. Mütevazı olup kibirden kaçınmalıdır. Adil olup adil paylaşımda bulunmalıdır. Merhametli olmalı, kimseye zulmetmemeli, kardeşini de zalime teslim etmemelidir

Bir gün Peygamber Efendimiz (sav) sahabi efendilerimize şöyle emrediyor: “Kardeşine yardım et. İster zalim ister mazlum olsun. Sahabeler: Ya Resulallah, mazluma yardımı anladık ancak zalime nasıl yardım edeceğiz, diye sorduklarında Efendimiz (sav) cevaben şöyle buyuruyor: Zulmüne mâni olarak ona yardım ediniz, zulmünü engelleyiniz. En büyük yardım zulme mâni olmaktır.”

İşte özet olarak kısmen değindiğim İslam dininin bu mükemmel ilkeleri Allah (cc) tarafından koruma altına alınmıştır. Bizim elimizle hayata geçmesini istemiştir. Emrettiklerini yapmamız, yasakladıklarını da yapmamamız gerekir. Uymadığımızda ise büyük cezalarla cezalandırılacağımız bildirilmiş, dinin kurallarına uymamız hâlinde ise iki cihan saadetini kazanacağımız vaat edilmiştir.

Cennet ucuz değil, cehennem ise lüzumsuz değil diyor Üstad. Bizi yoktan var eden ve sonsuz nimetlerle donatan yüce Mevlamız, bu din-i mübin-i İslam’ı aynı zamanda dünya saadetimiz içinde vaat etmiştir. Şahsımıza, aile ve toplumumuza faydalı olan şeyleri emretmiş veya tavsiye etmiş, dünya hayatında zararlı olan söz, fiil ve davranışları da mekruh veya haram kılıp yasaklamıştır.

Yüce Allah’ın hiçbirimize ihtiyacı yoktur. O Samet’tir, hiç kimseye muhtaç değil, herkes O’na muhtaçtır. “Semi’na ve eta’na” deyip dinin bütün kurallarına uymamız bizim menfaatimizedir. Yüce Rabbimiz (celle ve ala) can, mal, akıl ve nesil emniyeti yine bizim için konulmuş ilahi kurallardır ve hepsinin emniyet ve muhafazasını emretmiştir.

Ne mutlu samimi Müslümanlara, ne mutlu hem dünyası ve hem de ahireti için çalışanlara. Ne mutlu dostu Allah olanlara. “Hasbunallah ve ni’mel vekil ni’mel Mevla ve ni’mennasir (Allah bize kafidir O ne güzel vekildir).

Bu güzel ve mükemmel dini yaşayan, anlatan ve koruyanlara ne mutlu. Allah’a emanet olunuz aziz dostlar.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum